ANA SAYFA
VAKIF ORGANLARI
ETKİNLİKLERİMİZ
BASIN AÇIKLAMALARI
BASINDA 68'LİLER
YAZILAR
YAYINLARIMIZ
BELGELER
İLETİŞİM
SON MEKTUPLAR
DOLMABAHÇE DİRENİŞİ
DÖNEM FOTOĞRAFLARI
SUNAY'A MEKTUP

İDAMLARININ 40. YILINDA
ÜÇ FİDANI ANDIK


Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan, idam edilişlerinin 40. Yılında bir dizi etkinlikle anıldı.
Anma etkinlikleri, 5 Mayıs akşamı Maltepe, Türkan Saylan Kültür Merkezinde, Samsun Sanat Tiyatrosu’nun “Aşk Olsun Sana Çocuk” oyununun sahnelemesiyle başladı.

6 Mayıs günü de vakıf üyelerimiz ve 68’li dostlarımız, Taksim Gümüşsuyu Caddesi’nde buluşarak Dolmabahçe sahiline yürüdü.
Burada bulunan çok sayıda örgüt ve 78’lilerle birlikte sloganlar atılarak, marşlar söylenerek başlayan etkinlikte, vakıf başkanımız Sönmez Targan ve 78’liler adına Celalettin Can, birer konuşma yaptılar.


Vakıf Başkanımız Sönmez Targan, konuşmasında şunları söyledi;

"Siyasal partilerimizin, Sendikaların, Oda ve Meslek Kuruluşları ile Sivil Toplum Örgütlerinin saygıdeğer temsilcileri

Bundan 40 yıl önce; 6 Mayıs 1972 günü 68 devrimci gençlik devinmesinin üç yiğit öğrenci önderi DENİZ GEZMİŞ, HÜSEYİN İNAN ve YUSUF ASLAN ABD emperyalizmi ve onun Türkiye’deki işbirlikçileri tarafından Ankara Merkez Cezaevi’nde idam edildiler.

Bu kapsamda yaşamlarını bağımsızlık, demokrasi, sosyalizm mücadelesine adayan ve dağbaşlarında, sokak ortalarında, işkence odalarında Deniz’ler gibi öldürülen Mahir’leri, Ulaş’ları, Sinan’ları, İbrahim’leri, Hüseyin’leri, Taylan’ları, Erdal’ları ve daha nicelerini saygı ve özlemle anarken bu siyasal cinayetlerde sorumluluğu olan herkesi de lanetliyoruz.

Yitirdiğimiz bu yoldaşlarımızı sadece anmak için mi buradayız? Elbette hayır! Çünkü bugün aynı emperyalist güçler,ülke içindeki işbirlikçileri ve gerici güçleri de yanına alarak dirliğimizi bozmak, bizleri Irak işgali örneğinde de yaşandığı gibi haksız ve kirli bir savaşın içine sokmak için çeşitli oyunlar oynamakta ve karanlık tuzaklar kurmaktadırlar.

Bugün içinde yaşadığımız sömürü düzenine, ülkeyi ortaçağ karanlığına çekmek isteyen irtica odaklarına ve yakında İran ve hatta Suriye’yi de kapsayacak biçimde gelişen bölgemizdeki ABD işgal planlarına karşı var gücümüzle savaşım vermeyi 68 kuşağının vazgeçilmez bir geleneği olarak sürdüreceğimizi buradan ilan ediyoruz. Nasıl ki geçmişte ABD 6. Filosu’nun askerlerini bu rıhtımdan denize döktüysek, bugün de Orta Doğu’yu ABD’ye mezar edeceğimizi hepinizin önünde bir kez daha haykırmayı vazgeçilmez bir görev biliyoruz.

Aradan 40 yıl geçmesine karşın yitirdiğimiz yoldaşlarımızın fiziksel varlıkları bugün aramızda değilse bile onların düşün ve inançları bütün canlılığı ile halkımızın bağrında bayraklaşarak yaşamaktadır.Her ne değin gözümüz yaşlı, yüreğimiz yasta olsada bizler hınçla sıkılmış bir yumruk gibi ayaktayız.

Çünkü ,Şili’li ozan Pablo Neruda’nın dizelerinde olduğu gibi: ’’Halkız biz, yeniden doğarız ölümlerde!’’
Acılarımızı bizlerle paylaşan, yüreklerini yüreklerimizin yanına atan buradaki herkese teşekkür eder, saygılar sunarım.

* Yaşasın tam bağımsız, gerçekten demokratik ve laik Türkiye !
* Yaşasın devrimci mücadelemiz !
* Kahrolsun Amerikan emperyalizmi ve onun yerli işbirlikçileri !"


Etkinlikler, hep birlikte Dolmabahçe sahiline karanfillerin atılmasıyla sona erdi.

Aynı günün akşamında da Atakent Deniz Gezmiş Parkı’nda, Can Dündar’ın hazırladığı, “DELİKANLIM, İyi Bak Yıldızlara” adlı belgeselin ilk gösterimi yapıldı.


İstanbul’daki bu etkinliklerin dışında, CHP’nin ve vakıf temsilciklerimizin organize etkinliklere de vakfımız adına arkadaşlarımız katıldı.
İdam edilen arkadaşlarımızın aramızdan ayrılışının 40. Yılında katıldığımız yerler.

5 Mayıs cumartesi saat: 17:00 de TGB’nin Kadıköy pazarında çadırda düzenlediği Açıkhava toplantısında Gökalp Eren ve Merdan Aslan ve saat: 20.00 de Üvercinka’da düzenlediği yemekte konuşma yaptılar.
Gebze: Atilla Sarp
6 Mayıs’ta saat: 17:00 de CHP Ümraniye İlçe Örgütü’nde gençlik kolları tarafından düzenlenen anma toplantısında konuşma yapıldı.
Büyükçekmece: Cemil Orkunoğlu
Kemer: Seyit Nezir
Bursa: Hacı Tonak, Turgut Ünlü, Tuncer Çelen
Adana (7 Mayıs): Cemil Orkunoğlu


İDAMLARININ 40. YILINDA ÜÇ FİDANI ANIYORUZ


Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan, Yusuf Aslan'ın idamlarının 40.yılını bir dizi etkinliklerle anıyoruz.

Etkinliklerimiz Siyasal Partiler, Sendikalar, Oda ve Meslek Kuruluşları ile Sivil Toplum Örgütlerinin de etkin bir biçimde katılımıyla, 6 Mayıs 2012 pazar günü saat 12.00' de Dolmabahçe rıhtımında kamuoyuna açık bir basın toplantısıyla başlayacak.

Yine bu etkinlik kapsamında Samsun Sanat Tiyatrosu’nun sahneye koyduğu ''Aşk Olsun Sana Çocuk'' oyunundan uyarlanmış kısa bir sokak tiyatrosu gösterisi yapılacak, ardından rıhtımdan denize karanfiller atılacak.

Yine yanı gün akşam saat 19.30'da Ataşehir Deniz Gezmiş Parkı’nda sanatçı Zülfi Livaneli'nin de katılacağı bir anma dinletisi ile Can Dündar'ın hazırladığı bir saydam gösteri sunulacaktır.

Düzenleme kurulu tarafından bu etkinlikler için hazırlanan çağrı metni şöyle;

BİR ORMANDIR BİZE KALAN ÜÇ FİDANDA
40.YILDA BİNLERCE FİDAN AYNI YOLDA
40.YILDA BİNLERCE FİDAN BİR ARADA

Emperyalizme, faşizme ve gericiliğe karşı ''Tam Bağımsız ve Gerçekten Demokratik Türkiye'' şiarıyla çıktıkları yolda darağacına yürürken bile devrime ve sosyalizme olan inançlarını haykıran, Türkiye halklarının kurtuluş mücadelesinin onurlu temsilcileri Üç Fidanımızı, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan'ı idamlarının 40.yılında binlerce fidanla birlikte anıyoruz.

6 Mayıs'ta askeri darbelerle, ABD emperyalizminin uzantısı işbirlikçi hükümetler döneminde idam sehpalarında, işkencelerde, yargısız infazlarda katledilen, gözaltında kaybedilen devrimcilerimizi, yoldaşlarımızı anacak, 40 yıldır yüreğimizde, bilincimizde yaşattığımız fidanlarımızı kıranları bir kez daha lanetleyeceğiz.

Tüm Türkiye'de yıllık mirası adlarıyla taşıyan Mahirler, Denizler, Ulaşlar, Sinanlar, İbrahimler, Hüseyinler, Taylanlar, Erdallar, Yusuflar...

Sizleri 6 Mayıs'ta saat 12.00'da Dolmabahçe Rıhtımı'nda, saat 19.30'da Ataşehir Deniz Gezmiş Parkı'nda bekliyoruz.

''40. Yılda Binlerce Fidan Bir Arada'' anma etkinliğimizde toplumumuzun tüm kesimiyle kucaklaşmak üzere.....

1 MAYIS 2012



1 MAYIS'DA
HARBİYE UĞUR MUMCU ANITI ÖNÜNDE
SAAT 10.00'DA
TOPLANIYORUZ

40.YILINDA KIZILDERE



‘’40.YILINDA KIZILDERE KATLİAMI ve ÖĞRETTİKLERİ’’ konulu panelimiz yapıldı. 31 Mayıs 2012 Cumartesi günü, Makine Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi lokalinde gerçekleşen panelimiz Vakıf Başkanımız Sönmez Targan’ın açış konuşmasıyla başladı.

Dönemin yakın tanıklarından Cemil ORKUNOĞLU, Gökalp EREN, Hacı TONAK, Esat KORKMAZ ve İsmail YEŞİLYURT’un konuşmacı olarak yer aldığı paneli vakıf saymanımız Ali Işık yönetti.

Katılımcılarında zaman zaman konuşmalara katıldığı panelimiz, soru ve cevaplarla son buldu.

Kızıldere Olayı
veya Kızıldere Katliamı, 12 Mart 1971 muhtırasından sonra yakalanan Deniz Gezmiş, Yusuf Aslanve Hüseyin İnan 'ın idamlarını engellemek için 27 Mart 1972'de Ünye'deki NATO üssündeki yabancı görevlilerini kaçıran Türkiye Halk Kurtuluş Partisi - Cephesi kurucularından Mahir Çayan, Dev-Genç Genel Başkanı Ertuğrul Kürkçü , Dev-Genç MYK üyesi Hüdai Arıkan, THKO'dan Cihan Alptekin , Fatsalı Nihat Yılmaz , öğretmen Ertan Sarıhan ve Ünyeli Ahmet Atasoy , iki İngiliz ve bir Kanadalı radar teknisyenini NATO üssünden kaçırdılar. Kendilerini Kızıldere'de bekleyen Dev-Genç Genel Sekreteri Sinan Kazım Özüdoğru , SBF Öğrenci Derneği yöneticisi Sabahattin Kurt , THKO'dan Kürt kökenli Ömer Ayna ve Hava Kuvvetleri Proleter Devrimci Örgütü' nün kurucusu olarak aranan Üsteğmen Saffet Alp 'le buluştular. (Not: Cihan Alptekin ve Ömer Ayna THKO' lu; diğerleri THKP-C' lidir.)
Grup köyün muhtarının evinde mevzilendi. Operasyon, Ankara Merkez Komutanlığı görevinde bulunan Tümgeneral Tevfik Türün tarafından yönetilmiştir. Helikopter destekli güvenlik güçleri, köydekilerin ihbarı üzerine evi buldu ve kuşattı. Ağır makineli tüfekler ve (köylülerin iddialarına göre) NATO askerleri kuşatmayı destekledi. İçeridekiler, rehineleri dışarı gösterdiler fakat bilinmeyen bir sebeple güvenlik güçleri rehinelere önem vermedi. Grup lideri Mahir Çayan, güvenlik güçleriyle iletişime geçmek için çatıya çıkıp konuşma yapmıştır: "Sıradan askerleri çekin üst düzeyler gelsin". "Biz bu yola dönmek için değil ölmek için girdik."

Rehineleri bırakmaları halinde kendilerine zarar verilmeyeceği söylenmiştir. Ancak teslim olmak yerine silahla karşılık veren Mahir Çayan ve ekibi yapılan operasyon sonucu öldürülmüştür. Çatıdaki Mahir Çayan kafasına isabet eden bir mermiyle orada yaşamını yitirdi. Evden gelen silah atışlarının kesilmesi üzerine eve girenler, can çekişmekte olan Saffet Alp'i öldürdüler. Geriye kalanlar savunma mevziine geçerek kapının arkasına yerleştiler. Güvenlik görevlileri ateş açan diğer üyeleri de vurdu. Olaydan önce kaçırılan 3 NATO teknisyeni rehine çatışma esnasında evdekiler tarafından öldürüldü. Alt kata samanlığa kaçan ve saklanan Ertuğrul Kürkçü dışında 30 Mart 1972 günü evdekilerin tümü öldürüldü.
(Wikipedia)

40.YILINDA KIZILDERE KATLİAMI ve ÖĞRETTİKLERİ


Mahir ÇAYAN ve 9 arkadaşının (Hüdai ARIKAN, Cihan ALPTEKİN, Nihat YILMAZ, Ertan SARIHAN, Ahmet ATASOY, Sinan Kazım ÖZÜDOĞRU, Sabahattin KURT, Ömer AYNA, Saffet ALP ) Tokat’ın Niksar İlçesi Kızıldere Köyü’nde Katledilişinin 40. yılında (30 Mart 1972 ) bu arkadaşlarımızı içimiz acıyarak, yüreğimiz kanayarak özlemle anıyoruz.

Onların yüce anısına vakıf olarak 31 Mart 2012 cumartesi günü saat 14’de Makine Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi’nin Beyoğlu Katip Mustafa Çelebi Mah. İpek SOK.9/2 adresindeki konferans salonunda bir panel düzenlenmiştir.

Vakıf saymanı Ali Işık’ın yönetiminde ‘’40.YILINDA KIZILDERE KATLİAMI ve ÖĞRETTİKLERİ’’ konu başlıklı panele Cemil ORKUNOĞLU, Gökalp EREN, Hacı TONAK, Esat KORKMAZ ve İsmail YEŞİLYURT konuşmacı olarak katılacaklardır.


GELENEKSEL KIŞ BULUŞMAMIZ YAPILDI


Vakıf üyelerimiz ve 68’li dostlarımızla bir araya geldiğimiz “Geleneksel Kış Buluşmamız” gerçekleştirildi.

24 Mart 2012 günü İTÜ Maçka yerleşkesindeki bu gecemiz, Vakıf Başkanımız Sönmez Targan’ın açış konuşmasıyla başladı.

Günün yorumu konuşmasını yapan Prof. Dr. Eren Omay’ da, konuşmasında ülkemizde yaşanan son siyasi gelişmeleri değerlendirdi.

Buluşmada, vakfımıza açılan kapatma davasında başarılı bir hukuk mücadelesi veren üyelerimiz Av.Namık Kemal Boya ve Av.Cengiz Kayıtmazer’e, Yönetim Kurulu üyelerimiz Ali Işık ve Cemil Orkunoğlu tarafından birer teşekkür plaketi verildi.

Özlem Öztoksoy Arsan ve Atilla Arsan çifti tarafından yapılan tango gösterisinin ardından, geceye katılan sanatçılar, Hasan Karayol, Feride Gülhan ve Ozan Tek’de dinletileriyle geceye renk kattılar.

Bülent Coşkungür'ün hazırladığı, 68 dönemine ait görüntülerden oluşan slayt sunumu da beğeniyle izlendi.

DENİZ GEZMİŞ, HÜSEYİN İNAN, YUSUF ASLAN ve TARİHİN ÖĞRETTİKLERİ


Sönmez TARGAN
68’liler Birliği Başkanı

68'liler Birliği Vakfı'na başkan olduğum ilk günlerin birinde, geçmişte Türkiye İşçi Partisi (TİP) saflarında birlikte olduğumuz bir yoldaşım, “Seni daha çok TİP kökenli olarak tanırız, 68'lilerle ne gibi bir bağlantın olabilir. Hem 68 diye bir şey mi kaldı?” biçimindeki sorusunun hedefi olmuştum.. Ben de kendisine, “Biz 68'i bir sivil toplum örgütlenmesi olan vakıf örneğiyle yaşatmaya çalışıyoruz. Ya siz 68'in partisini kurdunuz. İçinde TİP'lilerin, TKP'lilerin, Kurtuluş, Emek, Dev-Yol gibi siyasal gurupların yer aldığı Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP) 68'in partileşmiş bir örneği değil de nedir? Ayrıca iyi ve yerinde bir oluşumdu.” biçiminde bir yanıtla karşılık verdim. Ve devamla, “ siz bu siyasal geleneği giderek karikatürize ederken biz bu siyasal kalıtı hem de aslına uygun bir biçimde yaşatmaya, onun savaşım ve birikimini bugüne taşımaya çalışıyoruz. Bizleri haklı kılan nedenlerin başında ise bugün yaşanan siyasal ve toplumsal durumun 60'lı yıllara göre daha geri ve ürkütücü olduğu gerçeğidir.”

Gerçekten de Türkiye bugün emperyalizme düne göre çok daha bağımlı, vahşi kapitalizmin sömürü ve talanına çok daha açık, işsizlik ve yoksulluk dayanılmaz boyutlara ulaşmış, iç ve dış borç yükü Cumhuriyet tarihinde görülmemiş düzeye ulaşmıştır. Dolayısıyla 68 ortaya çıkaran siyasal ve toplumsal ortam düne göre daha bir yoğunluktadır. Özetlemek gerekirse, 68'lilik asıl şimdi diyesi geliyor insanın!..

Bugünden kalkarak geriye baktığımda 60'lı yıllarda TİP'le daha bir yığınsallık kazanmış sosyalist savaşımın değişen koşullara ve oluşan yeni ortamlara göre strateji ve taktiklerinde ayrışmalar olduğu gerçeğini bugün son derece doğal karşılamaktayım. Bunun en somut örneği 68'in devrimci öğrenci gençlik devinmelerinde yaşanmıştır. Doğal olmayan yaşanmış siyasal ve toplumsal olayları ya yok saymak yada yadsımak gibi bir yanlışlığa düşmektir. Sınıf savaşımında hiç bir toplumsal ya da siyasal olgu bir anda oluşmamıştır. Her durumda bunların kökleri tarihin derinliklerinde aranmalıdır. Örneğin askeri savcının öğrenci olaylarını l968 olarak başlatmak istemesine Deniz Gezmiş'in sorgulamada verdiği yanıt yukarıdaki belirlemeyi doğrular niteliktedir: “Sultan Hamit'in tıbbiye talebelerini Sarayburnu'ndan denize attığı tarihten itibaren öğrenci hareketleri Türkiye'de devam edegelmiştir.” Yine bu bağlamda hiç bir olgu bunu yaratan koşullar ortadan kalksa bile bir anda sönüblenip yok olmamıştır. Yön ve biçim değiştirerek de olsa onu ileriye taşıyan güçlü bağlar olacaktır. Çünkü bu sınıflı toplumun doğası gereği böyledir.

Bundan 38 yıl önce, 6 Mayıs l972 yılında, kurdukları Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu (THKO) adlı örgütle başlattıkları sıcak savaşım nedeniyle yargılanıp idam edilen Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan da, bir çok diğer devrimci öğrenci önderleri gibi siyasal yaşamlarının başlarında TİP içinde yer almışlardı. Onları bu süreçten koparıp götüren, yasal yollardan verilecek bir pasif savaşla emperyalizmin alt edilemeyeceğine olan inançlarıydı. Tıpkı Kurtuluş Savaşı'nda olduğu gibi, ancak bir ikinci kurtuluş savaşıyla emperyalizm Türkiye'den sökülüp atılabilirdi...

Bu bir stratejik saptamaydı ve buna o denli inanmışlardı ki, Gerek Deniz Gezmiş, gerek Hüseyin İnan, gerekse Yusuf Aslan sorgulamalarında ve Sıkı Yönetim Mahkemesinde yaptıkları ortak savunmada bu görüşlerini sık sık dile getirdiler. Savunmanın daha başlangıç bölümünde adeta haykırırcasına : “Artık Amerikan emperyalizmini dolarlar, yalanlar, atom bombaları, kurtaramaz. Emrinde uşak olarak kullandığı gericilerle tarih sahnesinden silinmeye mahkumdur. Çünkü dünyada bağımsızlık savaşlarını durduracak ve ulusları ezebilecek hiç bir silah yoktur. Çağımıza damgasını vuran en güçlü silah bağımsızlık ve kurtuluş savaşlarıdır.”

Amerikan emperyalizmin Orta Doğu'da eş başkanlığına soyunan bir başbakanın TBMM'ndeki parlamenterleri, Anayasa değişikliğine ilişkin yaptıkları şiirli söylevlerde Denizlerin yukarıdaki haykırışlarını sanki hiç duymamışlar gibi, aynı inanç yolunda yaşamlarını yitirmiş devrimci gençlere hiç sıkılmadan timsah göz yaşları döküyorlar.

Bugün demokrasi adına tüm evrensel hukuk kuralları iğdiş edilerek bir Anayasa değişikliği komedisi oynanıyor. Denizleri idam sehpasına götüren yasal gerekçede de Anayasayı tağyir, tebdil, ilga etme suçundan yola çıkılarak bunun karşılığı olan Türk Ceza Kanununun 146/1 maddesine dayanılarak idam cezası verilmişti.. Oysa gerçek hiç de böyle değildi. Hüseyin İnan bunun büyük bir yalan olduğunu sorgusunda verdiği yanıtta açıkça dile getirmişti: “ Elli yıldır partiler ve iktidarlar yaptıklarının hesabını halka vermekten korkarken, bizler bir örgüt olarak yaptıklarımızı hesabını dürüstçe verdik ve yaşadığımız sürece vermeye devam edeceğiz. Anayasaya saygı yürüyüşlerinde yediğimiz sopaların izlerini hala vücudumuzda taşırken, Anayasayı ortadan kaldırmakla itham ediliyoruz. Bu Mahkemenin sonucu adli bir skandal olabilir.”

Sonuç bu saptamayı da aşan bir hukuk cinayetiyle noktalandı. Ülkesini, halkını sevmenin ve emperyalizme karşı direnmenin dışında asılmalarını gerektirecek hiç bir sucu olmayan bu üç dev insanı sehpaya götürecek karara imza atan askeri mahkemeyi bir yana bırakıyorum ve bu kararın oluşmasında güdülerek kalem kıranlara birer zavallı olarak bakıyorum. Ama bu kararı onaylayarak suç ortaklığı yapan o günün meclisini ne yapalım?. Demekten de kendimi alamıyorum...

Bugün ki meclis ise, davranışlarında içtenlikliyseler, ağlayarak, şiirler okuyarak şov yapmayı bıraksınlar, işlenen bu hukuk cinayetinin tarih ve toplum önünde hesabını vererek düzeltme yoluna gitsinler. Bunu yaparken de, adeta Türkiye üzerine yazılmış bir tez niteliğindeki Denizlerin mahkemede yaptıkları oylumlu savunmalarını titizlikle okusunlar. Bunun kendileri için de son derece yararlı olacağını sanıyorum..
 

TAM BAĞIMSIZ VE GERÇEKTEN DEMOKRATİK TÜRKİYE